Pages

27 Mart 2016 Pazar

Daimi Nezaretçilik Sistemi Daim Olur Mu?

1985 yılında kabul edilen 3213 numaralı maden kanunumuz da tıpkı anayasamız gibi yamalı poğaça halini almıştır. Bu yamalardan en yenisi 2015 yılında yapılan değişikliklerden birisi teknik nezaretçiliğin kaldırılıp yerine daimi nezaretçilik sisteminin zorunlu olması. 18 Şubat 2016 itibari ile tüm maden sahalarında görevli teknik nezaretçilerin görevleri MİGEM tarafından sonlandırılımış ve en geç bir yıl içerisinde üretim yapılan veya yapılacak olan maden sahasına daimi nezaretçi atanması zaruriyet olmuştur. Aksi olduğu takdirde ise her ruhsat sahası için 30.000TL cezai müeyyidesi, ruhsat sahibi tarafından ödenecektir.

Kısa bu bilgilendirme sonrası, asıl konumuz teknik nezaretçilik ile daimi nezaretçilik sistemini kıyaslamak, eleştiri ve önerilerde bulunmak isterim. Teknik Nezaretçilik sistemi ile I(a) ve I(b) grubundan 5 adet, diğer maden gruplarından da 5 olmak üzere tüm Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki maden sahalarında teknik nezaretçilik yapmak mümkündü. Bu görevi, ilgili ruhsat sahasında bulunan maden işletmesinde sigortalı olarak görev yapan maden mühendisleri yapabildiği gibi kendi serbest olarak  veya bir mühendislik firması personeli olarak bu hizmeti ruhsat sahiplerine veriyordu. TMMOB Maden Mühendisleri Odasının belirlediği asgari hizmet tarifesi maalesef maden mühendisleri tarafından uygulanmıyor ve bunun sebebini de serbest ekonomi ve rekabet koşullarına bağlayarak çok düşük fiyatla bu hizmetleri verenler ortaya çıkmıştı. İşin ilginç yanı ise hiç görmediği, gitmediği maden sahalarına “Teknik Nezaretçi” olarak atanıyor sözde hizmet veriyorlardı. Bu olay zamanla maden ocaklarında yaşanan iş kazaları veya iş cinayetlerinin artması sonucu sorgulanmaya başlamış ve çok tehlikeli iş yeri kapsamına giren maden ocakları için İş Güvenliği hizmetleri alması (Risk analizleri, İş Güvenliği Uzmanı,İş yeri hekimi vs.) şart koşulmuştur. Bunun neticesinde de Teknik Nezaretçi ve İş güvenliği Uzmanı arasında sorumluluk paylaşımı, iş verenin bu konuda tüm mesuliyeti kendisi haricinde teknik ekibe yükleme hissiyatı doğmuş  ve sonunda yine bu kazalar, facialar eksilmemiş aksine artmıştır.
İşte bu problemi çözmek adına ve istihdama katkı sağlamak arzusuyla her ruhsat sahası için Daimi Nezaretçi Maden Mühendisi atanması zorunlu kılınmıştır. (18 Şubat 2016’dan sonra her ruhsat sahasına Daimi Nezaretçi atanmasına dair MİGEM yazısı http://www.migem.gov.tr/duyurular/genel/Daimi%20Nezaret%C3%A7i%20Atama%20Esaslar%C4%
B1.pdf  )

Sektör temsilcileri bu yeni bilgiyi duyar duymaz hemen öfkelenmiş ve mühendis istihdamına olanak sağlayacak bu hareket onlar için ekstra bir maliyet gibi görülmüştür. Empati yapılırsa, bir iş verenin/firmanın birden fazla hatta onlarca ruhsat sahası olunca her ruhsat sahası için daimi nezaretçi atanması, maddi açıdan zor duruma bırakacaktır. Ancak maalesef sektör temsilcileri, TMMOB tarafından belirlenen asgari ücret tarifesini zaten uygulamıyor iken mühendise saygısızca” sadece diplomanı istiyoruz,imzan gerekli” gibi tavır takınan firmalarında sayısı az değil.
Peki, daimi nezaretçilik sistemi bu sorunların çözümü olabilecek mi? Çözüm olması için maden kanunu ile birlikte İş Sağlığı ve Güvenliği kanunuda gözden geçirilmeli ve sektörel olarak yönetmelikler yenilenmelidir. Bu temel çözüm olmadıkça bu daimi nezaretçilik sistemi, diploma kiralamalara, ofis kapatmalarına, düşük ücretle mühendis çalıştırmaya ve daimi nezaretçilerin günah keçisi olarak görülmesine yol açacaktır.



Neler Yapılmalı?
Daimi Nezaretçilik sistemi daim olması için yani sürdürülebilir ve sağlıklı bir sistem olması için bunlar yapılmalıdır:
Daimi Nezaretçi atanmadan önce o ruhsat sahası için kesinlikle İş güvenliği uzmanı atanmış olması gerekli,
Daimi Nezaretçi ücreti MİGEM başkanlığında oluşturulan bir fon ile ruhsat sahibi SGK tarafından belirlenen meslek kodlarına ve MMO asgari ücret tarifesine göre o fona yatırmalı,
Tüzel kişilik kavramı detaylandırılmalı ve mühendislik-müşavirlik hizmeti veren ofislerin kepenk kapatmaları engellenmesi adına daimi nezaretçilik sistemi ile teknik nezaretçiliğin de devam etmesi,
Teknik Nezaretçilik sisteminde bölge veya komşu il sınırları getirilmelidir.

Ülkemizin kalkınması ve sektörün gelişmesi adına işvereninden işçisinde kadar herkesin hakkı korunmalıdır ama günümüzde emekçinin maaşını ve iş güvenliği maliyetlerini çok büyük problem gibi gören sektör temsilcileri yakın zamanda yaşadığımız Soma ve Ermenek faciaları ders olmalıdır. Bunun yanında çevreci madencilik kavramına da hepimiz alışmalıyız. Doğaya saygıyı yitirdiğimizde insanlıkta biter. 

Kazasız çalışmalar...

21 Mart 2016 Pazartesi

Yerelden Genele Nasıl Bir Gençlik ?

Demokrasi düşmanı olan darbelerden maalesef ülkemizde nasibini almıştır. Ve bu olumsuzluklar maalesef gençlere yansımıştır. Bu yansıma da görüş bildirememe, asosyal olma, yeniliklerle birlikte gelişememe ve sosyokültürel pasiflik almış başını gitmiştir. Görüş ayrılığından doğan düşmanca yaklaşımlar, anlayışsızlık ve empati kuramama bu cennet vatanın kanayan yarası olmuştur. 

İşte bu noktada büyüklerin başaramadığını gençler büyük bir cesaret ve erdem göstererek farklı seslerle farklı desenleri bir kapta yani bir platformda toplayıp kırmadan, dökmeden, ötekileştirmeden ortak payda da yani gençliğin ferah ve refah seviyesinde yaşamasını öngören bir ülke olma yolunda neler yapılmalı ya da neler yapılmamalı sorularına yanıt vereceğimizin ve bu konuda fikir alış-verişleri ile daha güzel sonuçlara ulaşmayı görev bilineceğinin tüm gençlere aşılanması gerekmektedir. Dolayısıyla her ne kadar gazeteciliğin temel kanunu gibi gözüken 5N 1K sorularına, hayatın tüm alanında cevap aramalıyız. Bunlardan biride gençlerin geleceğine yönelik olmalı. Bu soruların içinde yanıt olarak yer alan tarihimizi tanımak ve tanıtmak, bunun sonucunda dersler çıkararak geleceğe yönelik kendi neslimizi ve bizden sonraki nesilleri ilim-irfan çerçevesinde, sanat sevgisi kazandırırken, topluma faydalı birer genç olma yolunda nasıl ilerlenebilirliği bulmak ana gayemiz olmalıdır.

Türkiye'de ilkokullarda çevre temizliği dersi verilirken önce herkes kendi evinin kapısının önünü temizlemelidir sonra sokağına ve mahallesine gereken hassasiyet gösterilmelidir denirdi. Bundan hareketle, gençliğin aktif bir gençlik olmasıda yerelde başlamalıdır. Mahallesinden, şehrine ve oradan tüm yurda yayılan bir ağ oluşturulmalıdır bu ağ oluşturulurken sadece sportif ya da kültürel faaliyetler olmamalı o bölgenin diğer sorunları ile de ilgilenmeli, gençlerin görüşlerine yer verilmelidir. Bu sadece gençlik meclisi veya ayrı bir zümre ile sınırlandırılmamalı, her görüşten gencinde yer alabileceği aylık veya belli periyotlarla oluşturulacak yerel gençlik toplantıları düzenlenmelidir ve orada çevresel, bilimsel, mimari her konu (gündemde ne tartışılıyor ise) o zirvedeki gençler ile istişare edilmelidir. Ancak burada şuna çok ama çok dikkat edilmelidir ki, söz konusu toplantıya katılacak arkadaşlardan kesinlikle siyasi propaganda vs. bir hale dönüştürülmemesi önemle rica edilmeli ve uyarılmalıdır. Aksi olduğunda ise maalesef dostane bir havada kurulan arkadaşlıklar veya ilişkiler bu toplantının sağlıksız ve siyasi bir buluşma olmasının yolunu açar. Ancak şu da bir gerçektir ki, etrafımıza baktığımızda ülkemizin gençliği farklı seslerde ve görüşlerde de olsa ortak payda da buluşmanın yolunu, büyüklerden daha güzel bir şekilde başarıyorlar.

Ülkemizde işe başlama ne yazık ki, bir eğitim kurumundan diplomayı aldıktan sonra başlanılabilirliği göstermektedir, ama sınırlarımızın dışına çıktığımızda öğrencilerinde kendi girişimleri ile şirket kurabildikleri (gerekli yasal düzenlemeler ile) ve az-çok demeden bir gelir elde ettikleri hatta istihdama katkı sağladığı bellidir. Aynı durum bizim ülkemizde ender bir durumdur. Öğrencilik hayatında aklına gelen bir girişimcilik maalesef eğitim sonrasına erteleniyor. Çünkü maddi-manevi destek çok az, burada görev Ticaret&Sanayi Odalarına düşüyor. Dediğim gibi gerekli yasal düzenlemeler ile yani bunlar karşılıksız kredi miktarlarından tutunda, sektörde o işten yararlanabilecek olanları buluşturma vs. organizasyonlar ile öğrencilerinde hayata mezun olmalarını beklemeden atılabilmelerinin önünü açmak gerekir.


Bunun yanında mesleki odalarla birlikte yerelde bulunan ticaret&sanayi odaları ve üniversitenin aktif üçlü mekanizmalarını çalıştırılması gerekir.
Bunlar, sektöre kalifiyeli eleman yetiştirmenin bir ayağı olarak teorik bilgilerin uygulamalar ile birleştirilmesi sonucunda öğrencinin staj hakkı aktif şeklide sağlanmalıdır. Bölgede bulunan meslek liseleri ve üniversite öğrencileri mesleki-sektörel ulusal fuarlara gitmesi sağlanmalıdır. Hatta belli bir ders başarı hedefini tutturabilen üniversite öğrencileri (yerelde) sektörel uluslararası fuarlara götürülmelidir ki, ufukları açılsın.

Konuların aydınlatılmasında aslında gençliğin de okuması arttırılmalıdır. Ülkemizde kitap okuma oranı yaklaşık %5 iken, TV izleme oranı ise %95’lerde. Bu acı istatiksel bilgi tüm sorunların sebebidir bence. Etrafımızda ki arkadaşlara en son okuduğun kitap ne dediğimizde aldığımız cevap: “Cin Ali” belki latifeli bir yaklaşım gibi görünsede acı olan ilköğretim sonrası hiç ama hiç kitap okumadığını söyleyenlerin olması. Buna naçizane önerim ise yerel bazda resmi ve özel sektörlerin ortak bir organizasyonu ile yaşlara göre üç ayrı kategoride aylık kitap okuma yarışmaları düzenlenmelidir. Bu sayede söz konusu ödül için ister istemez bir yarış, bir okuma hırsı ortaya çıkarılmış olacaktır. Kaldı ki,  sürekli olmasada bi r defaya mahsus bunu yapan şehirlerimiz var ve o bölgede bahsi geçen kitabın satış rekoru kırdığıda aşikardır. İşte burada da şuna dikkat edilmelidir ki, kitap okuma yarışması yapılırken kitap seçimi aklıselimle ve yarışma komitesinin ortak görüşünün yanında halka uygunluğuda önem arz etmektedir ve son olarakta yazar-yayınevi desteğide unutulmamalıdır. Yarışmaya güvenin olması için değerlendirmelerinde şeffaf olması gerekir.

Bu ve bunun gibi daha nice fikirlerin ortaya atılması adına yerel basın ve ulusal basında siyasi-ekonomi sayfalarının yanında tam sayfa gençlik bölümünde genç kalemlere yer verilmelidir. 

Artık gençler,  gelecek için değil, içinde bulunduğumuz zamanda  her alanda “Biz de varız” diyorlar. 

21 Şubat 2016 Pazar

Kağıttan İş Güvenliği

İş Güvenliği ve İşçi Sağlığı

Ülkemizde daha düne kadar çoğu üniversitelerin mühendislik ve mimarlık fakültelerinde iş güvenliği dersi ya yoktu, ya da seçmeli ders durumundaydı. Soma faciası sonrası 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanunu ve ilgili yönetmeliklerin daha çok gündeme gelmesi ve ÇSGB tarafından yapılan iş güvenliği uzmanlığı sınavlarına mühendislik disiplinleri haricinde hemen hemen tüm lisans mezunlarına da, sınava girme hakkı tanınması ve başarılı olanların kısa adıyla İSG Uzmanı olduğu şu yıllarda; kaza sayılarının, yaralanma ve ölüm oranlarının azalmasının aksine artması herkesi üzmektedir. (Kaynak:SGK İstatistikleri-2015)

Peki bunca uzman var iken sektörde, neden ve niçin kazalar olmakta veya kazalar engellenememekte? 

Bu soruların cevabını ararken niyetimiz asla bir kurum, kuruluş hatta şahıs veya meslek grubu olmamalı. Herkesin yani sektör çalışanlarının işçisinden, mühendisine, muhasebecisinden, patronununa kadar herkesin vicdani sorumluluk hisleriyle özeleştiri yapıp yeni kazaların olmamasının önüne geçmeli, öngörülemeyen kazaların ise çok küçük zararlarlar ile can kaybı olmadan atlatılması için çalışmak gerek. Çalışmak sadece para kazandırırken para kazanmak veya çok fazla üretim yapıp çok hızlı satmak gibi maddiyatcı bir yaklaşım asla olmamalıdır. 

Ortak sağlık ve güvenlik birimleri, dürüst çalışıyor mu?

Yukarıda bahsi geçen kanun ve yönetmeliklerin çıkmasıyla, iş güvenliği artık bir sektör haline gelmiş, konu ile uzaktan yakından ilgisi olmayan ancak yastık altında üç-beş parası olanların bu işte para var zihniyeti ile açılan ortak sağlık güvenlik birimleri yani osgbler çiğ köfte sektörü ile yarışmaktalar. Mantar gibi çoğalan bu osgbler, bulunduğu şehir ve komşu şehirlerde hizmet vermekteler ancak iş kazalarında ciddi azalma yoktur. Fazla iş almak, fazla referans göstermek adına asıl iş olan işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu ikinci planda olduğu maalesef görülmektedir. Bu bilgiler bizzat ÇSGB müfettişlerinin yanında sektör çalışanlarınında yakındığı bir konudur. Firma ziyaretleri yapılmadan yapılsa bile sadece çay içilip kırtasiyecilik yapıp ayrılmak son derece yanlıştır. Kağıtlarda  ve bilgisayar dosyalarında sınırlandırılan iş güvenliği zihniyeti, bir çalışanın "bana bişey olmaz" zihniyeti ile aynıdır ve sonu malumdur. Asgari hizmet bedellerinin dışına çıkılıp, sürümden kazanmak adına daha çok müşteri bağlamak ve daha düşük personel çalıştırmak gibi tamamen duygusal(!) yaklaşan hırslı osgbler maalesef ülkemizde iş güvenliği bilincini yerle bir etmektedir. İşini doğru dürüst yapan osgb ve iş güvenliği uzmanlarını ve iş yeri hekimlerini tenzih ederim ancak 81 ilimizi baz aldığımızda maalesef bu oran çok azdır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ne yapmalı?

Mantar gibi çoğalan OSGBlere bir düzenleme gereklidir. Bu düzenleme osgb açılışından çalışma sistemine kadar herşeyi kapsamalıdır ancak kısaca özetlersek ve en çok problemlere örnek şunlardır.
OSGB açma kriterleri yeniden düzenlenmeli ve çalıştırılan personelin SGK meslek kodlarına göre maaş ve sigorta pirimleri düzenli takip edilmeli ve denetlenmelidir. 
Hizmet verdiği firmalar da düzenli denetlenmelidir. Firmalar ansızın çat kapı denetlenmeli, karşılaşılan olumsuzluklarda gerekli müeyyideler uygulanmalıdır.
İş güvenliği uzmanlarının sektöre göre uygunluğu iyi ayırt edilmelidir.(gıda mühendisi-inşaat sektörü gibi)
İş güvenliği uzmanları, günah keçisi gibi lansedilmemelidir. 
Psikolojik baskıya maruz kalan iş güvenliği uzmanları, maaşlarını kamu-özel sektör ortaklığındaki bir fondan, almalıdır böylece daha realist ve objektif değerlendirmelerde bulunur. Özgürce ve işten kovulma riski taşımadan çalışabilmeldir.
Usülsüzlük ve eksikliklerin giderilmesi için uyarıların ve yaptırımların caydırıcı olması gereklidir.

İş Güvenliği bir sosyal sorumluluktur

İş güvenliği ve işçi sağlığı, az tehlikeli sınıftan çok tehlikeli sınıfa kadar, kamu ve özel ayırt edilmeden kağıt üstünde göstermelik eğitim ve risk analizlerin yapılmadığı, iş güvenliğinin gereksiz bir maliyet gibi görülmediği, ana okuldan liseye kadar bu eğitimlerin verildiği, yasa ve yönetmeliklerin uygulandığı bir politikanın izlenilmesi temennisiyle herkese kazasız çalışmalar dilerim. 

Unutmayalım iş güvenliği sosyal ve vicdani bir sorumluluktur.



13 Aralık 2015 Pazar

Kitap Çekilişi

İlk defa blog üzerinden bir okuruma hediye vermek istedim. Çoğu blog yazarlarının rutin bir hale getirdiği çekiliş etkinliğini bir de ben yapayım dedim. Katılım ise biraz zahmetli gibi görünse de oldukça basit: Blogumu takibe alıp, beğendiğiniz bir yazıyı sosyal medya hesaplarınızdan paylaşıp bu içeriğin yorum kısmına "Katıldım" yazmanız. İşte bu kadar basit :)

Kitap çekilişine son katılım tarihi 25 Aralık 2015 Çekiliş sonucu 27 Aralık 2015 tarihinde buraya yorum olarak yazılacaktır. Kazanan talihliye kitabı Ptt Kargo ile adresine gönderilecektir.

"Peki peki anladık ama kitap ne?" dediğinizi duyar gibiyim. Sürpriz olsun diyorum :)

Hadi bakalım bol şanslar!..