Pages

Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2016 Pazar

Daimi Nezaretçilik Sistemi Daim Olur Mu?

1985 yılında kabul edilen 3213 numaralı maden kanunumuz da tıpkı anayasamız gibi yamalı poğaça halini almıştır. Bu yamalardan en yenisi 2015 yılında yapılan değişikliklerden birisi teknik nezaretçiliğin kaldırılıp yerine daimi nezaretçilik sisteminin zorunlu olması. 18 Şubat 2016 itibari ile tüm maden sahalarında görevli teknik nezaretçilerin görevleri MİGEM tarafından sonlandırılımış ve en geç bir yıl içerisinde üretim yapılan veya yapılacak olan maden sahasına daimi nezaretçi atanması zaruriyet olmuştur. Aksi olduğu takdirde ise her ruhsat sahası için 30.000TL cezai müeyyidesi, ruhsat sahibi tarafından ödenecektir.

Kısa bu bilgilendirme sonrası, asıl konumuz teknik nezaretçilik ile daimi nezaretçilik sistemini kıyaslamak, eleştiri ve önerilerde bulunmak isterim. Teknik Nezaretçilik sistemi ile I(a) ve I(b) grubundan 5 adet, diğer maden gruplarından da 5 olmak üzere tüm Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki maden sahalarında teknik nezaretçilik yapmak mümkündü. Bu görevi, ilgili ruhsat sahasında bulunan maden işletmesinde sigortalı olarak görev yapan maden mühendisleri yapabildiği gibi kendi serbest olarak  veya bir mühendislik firması personeli olarak bu hizmeti ruhsat sahiplerine veriyordu. TMMOB Maden Mühendisleri Odasının belirlediği asgari hizmet tarifesi maalesef maden mühendisleri tarafından uygulanmıyor ve bunun sebebini de serbest ekonomi ve rekabet koşullarına bağlayarak çok düşük fiyatla bu hizmetleri verenler ortaya çıkmıştı. İşin ilginç yanı ise hiç görmediği, gitmediği maden sahalarına “Teknik Nezaretçi” olarak atanıyor sözde hizmet veriyorlardı. Bu olay zamanla maden ocaklarında yaşanan iş kazaları veya iş cinayetlerinin artması sonucu sorgulanmaya başlamış ve çok tehlikeli iş yeri kapsamına giren maden ocakları için İş Güvenliği hizmetleri alması (Risk analizleri, İş Güvenliği Uzmanı,İş yeri hekimi vs.) şart koşulmuştur. Bunun neticesinde de Teknik Nezaretçi ve İş güvenliği Uzmanı arasında sorumluluk paylaşımı, iş verenin bu konuda tüm mesuliyeti kendisi haricinde teknik ekibe yükleme hissiyatı doğmuş  ve sonunda yine bu kazalar, facialar eksilmemiş aksine artmıştır.
İşte bu problemi çözmek adına ve istihdama katkı sağlamak arzusuyla her ruhsat sahası için Daimi Nezaretçi Maden Mühendisi atanması zorunlu kılınmıştır. (18 Şubat 2016’dan sonra her ruhsat sahasına Daimi Nezaretçi atanmasına dair MİGEM yazısı http://www.migem.gov.tr/duyurular/genel/Daimi%20Nezaret%C3%A7i%20Atama%20Esaslar%C4%
B1.pdf  )

Sektör temsilcileri bu yeni bilgiyi duyar duymaz hemen öfkelenmiş ve mühendis istihdamına olanak sağlayacak bu hareket onlar için ekstra bir maliyet gibi görülmüştür. Empati yapılırsa, bir iş verenin/firmanın birden fazla hatta onlarca ruhsat sahası olunca her ruhsat sahası için daimi nezaretçi atanması, maddi açıdan zor duruma bırakacaktır. Ancak maalesef sektör temsilcileri, TMMOB tarafından belirlenen asgari ücret tarifesini zaten uygulamıyor iken mühendise saygısızca” sadece diplomanı istiyoruz,imzan gerekli” gibi tavır takınan firmalarında sayısı az değil.
Peki, daimi nezaretçilik sistemi bu sorunların çözümü olabilecek mi? Çözüm olması için maden kanunu ile birlikte İş Sağlığı ve Güvenliği kanunuda gözden geçirilmeli ve sektörel olarak yönetmelikler yenilenmelidir. Bu temel çözüm olmadıkça bu daimi nezaretçilik sistemi, diploma kiralamalara, ofis kapatmalarına, düşük ücretle mühendis çalıştırmaya ve daimi nezaretçilerin günah keçisi olarak görülmesine yol açacaktır.



Neler Yapılmalı?
Daimi Nezaretçilik sistemi daim olması için yani sürdürülebilir ve sağlıklı bir sistem olması için bunlar yapılmalıdır:
Daimi Nezaretçi atanmadan önce o ruhsat sahası için kesinlikle İş güvenliği uzmanı atanmış olması gerekli,
Daimi Nezaretçi ücreti MİGEM başkanlığında oluşturulan bir fon ile ruhsat sahibi SGK tarafından belirlenen meslek kodlarına ve MMO asgari ücret tarifesine göre o fona yatırmalı,
Tüzel kişilik kavramı detaylandırılmalı ve mühendislik-müşavirlik hizmeti veren ofislerin kepenk kapatmaları engellenmesi adına daimi nezaretçilik sistemi ile teknik nezaretçiliğin de devam etmesi,
Teknik Nezaretçilik sisteminde bölge veya komşu il sınırları getirilmelidir.

Ülkemizin kalkınması ve sektörün gelişmesi adına işvereninden işçisinde kadar herkesin hakkı korunmalıdır ama günümüzde emekçinin maaşını ve iş güvenliği maliyetlerini çok büyük problem gibi gören sektör temsilcileri yakın zamanda yaşadığımız Soma ve Ermenek faciaları ders olmalıdır. Bunun yanında çevreci madencilik kavramına da hepimiz alışmalıyız. Doğaya saygıyı yitirdiğimizde insanlıkta biter. 

Kazasız çalışmalar...

21 Mart 2016 Pazartesi

Yerelden Genele Nasıl Bir Gençlik ?

Demokrasi düşmanı olan darbelerden maalesef ülkemizde nasibini almıştır. Ve bu olumsuzluklar maalesef gençlere yansımıştır. Bu yansıma da görüş bildirememe, asosyal olma, yeniliklerle birlikte gelişememe ve sosyokültürel pasiflik almış başını gitmiştir. Görüş ayrılığından doğan düşmanca yaklaşımlar, anlayışsızlık ve empati kuramama bu cennet vatanın kanayan yarası olmuştur. 

İşte bu noktada büyüklerin başaramadığını gençler büyük bir cesaret ve erdem göstererek farklı seslerle farklı desenleri bir kapta yani bir platformda toplayıp kırmadan, dökmeden, ötekileştirmeden ortak payda da yani gençliğin ferah ve refah seviyesinde yaşamasını öngören bir ülke olma yolunda neler yapılmalı ya da neler yapılmamalı sorularına yanıt vereceğimizin ve bu konuda fikir alış-verişleri ile daha güzel sonuçlara ulaşmayı görev bilineceğinin tüm gençlere aşılanması gerekmektedir. Dolayısıyla her ne kadar gazeteciliğin temel kanunu gibi gözüken 5N 1K sorularına, hayatın tüm alanında cevap aramalıyız. Bunlardan biride gençlerin geleceğine yönelik olmalı. Bu soruların içinde yanıt olarak yer alan tarihimizi tanımak ve tanıtmak, bunun sonucunda dersler çıkararak geleceğe yönelik kendi neslimizi ve bizden sonraki nesilleri ilim-irfan çerçevesinde, sanat sevgisi kazandırırken, topluma faydalı birer genç olma yolunda nasıl ilerlenebilirliği bulmak ana gayemiz olmalıdır.

Türkiye'de ilkokullarda çevre temizliği dersi verilirken önce herkes kendi evinin kapısının önünü temizlemelidir sonra sokağına ve mahallesine gereken hassasiyet gösterilmelidir denirdi. Bundan hareketle, gençliğin aktif bir gençlik olmasıda yerelde başlamalıdır. Mahallesinden, şehrine ve oradan tüm yurda yayılan bir ağ oluşturulmalıdır bu ağ oluşturulurken sadece sportif ya da kültürel faaliyetler olmamalı o bölgenin diğer sorunları ile de ilgilenmeli, gençlerin görüşlerine yer verilmelidir. Bu sadece gençlik meclisi veya ayrı bir zümre ile sınırlandırılmamalı, her görüşten gencinde yer alabileceği aylık veya belli periyotlarla oluşturulacak yerel gençlik toplantıları düzenlenmelidir ve orada çevresel, bilimsel, mimari her konu (gündemde ne tartışılıyor ise) o zirvedeki gençler ile istişare edilmelidir. Ancak burada şuna çok ama çok dikkat edilmelidir ki, söz konusu toplantıya katılacak arkadaşlardan kesinlikle siyasi propaganda vs. bir hale dönüştürülmemesi önemle rica edilmeli ve uyarılmalıdır. Aksi olduğunda ise maalesef dostane bir havada kurulan arkadaşlıklar veya ilişkiler bu toplantının sağlıksız ve siyasi bir buluşma olmasının yolunu açar. Ancak şu da bir gerçektir ki, etrafımıza baktığımızda ülkemizin gençliği farklı seslerde ve görüşlerde de olsa ortak payda da buluşmanın yolunu, büyüklerden daha güzel bir şekilde başarıyorlar.

Ülkemizde işe başlama ne yazık ki, bir eğitim kurumundan diplomayı aldıktan sonra başlanılabilirliği göstermektedir, ama sınırlarımızın dışına çıktığımızda öğrencilerinde kendi girişimleri ile şirket kurabildikleri (gerekli yasal düzenlemeler ile) ve az-çok demeden bir gelir elde ettikleri hatta istihdama katkı sağladığı bellidir. Aynı durum bizim ülkemizde ender bir durumdur. Öğrencilik hayatında aklına gelen bir girişimcilik maalesef eğitim sonrasına erteleniyor. Çünkü maddi-manevi destek çok az, burada görev Ticaret&Sanayi Odalarına düşüyor. Dediğim gibi gerekli yasal düzenlemeler ile yani bunlar karşılıksız kredi miktarlarından tutunda, sektörde o işten yararlanabilecek olanları buluşturma vs. organizasyonlar ile öğrencilerinde hayata mezun olmalarını beklemeden atılabilmelerinin önünü açmak gerekir.


Bunun yanında mesleki odalarla birlikte yerelde bulunan ticaret&sanayi odaları ve üniversitenin aktif üçlü mekanizmalarını çalıştırılması gerekir.
Bunlar, sektöre kalifiyeli eleman yetiştirmenin bir ayağı olarak teorik bilgilerin uygulamalar ile birleştirilmesi sonucunda öğrencinin staj hakkı aktif şeklide sağlanmalıdır. Bölgede bulunan meslek liseleri ve üniversite öğrencileri mesleki-sektörel ulusal fuarlara gitmesi sağlanmalıdır. Hatta belli bir ders başarı hedefini tutturabilen üniversite öğrencileri (yerelde) sektörel uluslararası fuarlara götürülmelidir ki, ufukları açılsın.

Konuların aydınlatılmasında aslında gençliğin de okuması arttırılmalıdır. Ülkemizde kitap okuma oranı yaklaşık %5 iken, TV izleme oranı ise %95’lerde. Bu acı istatiksel bilgi tüm sorunların sebebidir bence. Etrafımızda ki arkadaşlara en son okuduğun kitap ne dediğimizde aldığımız cevap: “Cin Ali” belki latifeli bir yaklaşım gibi görünsede acı olan ilköğretim sonrası hiç ama hiç kitap okumadığını söyleyenlerin olması. Buna naçizane önerim ise yerel bazda resmi ve özel sektörlerin ortak bir organizasyonu ile yaşlara göre üç ayrı kategoride aylık kitap okuma yarışmaları düzenlenmelidir. Bu sayede söz konusu ödül için ister istemez bir yarış, bir okuma hırsı ortaya çıkarılmış olacaktır. Kaldı ki,  sürekli olmasada bi r defaya mahsus bunu yapan şehirlerimiz var ve o bölgede bahsi geçen kitabın satış rekoru kırdığıda aşikardır. İşte burada da şuna dikkat edilmelidir ki, kitap okuma yarışması yapılırken kitap seçimi aklıselimle ve yarışma komitesinin ortak görüşünün yanında halka uygunluğuda önem arz etmektedir ve son olarakta yazar-yayınevi desteğide unutulmamalıdır. Yarışmaya güvenin olması için değerlendirmelerinde şeffaf olması gerekir.

Bu ve bunun gibi daha nice fikirlerin ortaya atılması adına yerel basın ve ulusal basında siyasi-ekonomi sayfalarının yanında tam sayfa gençlik bölümünde genç kalemlere yer verilmelidir. 

Artık gençler,  gelecek için değil, içinde bulunduğumuz zamanda  her alanda “Biz de varız” diyorlar. 

14 Şubat 2015 Cumartesi

Milli İlaç Politikası

“Halk icinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet-i cihanda bir nefes sıhhat gibi” diyen Kanun-i Sultan Süleyman’ın torunları olan bu Anadolu topraklarındaki milletimizin daha iyi bir sağlık hizmeti alması için sağlık politikasındaki son icraatlar ve değişimler, beraberinde yeni sıkıntılar getirdiğine  ve  bu sıkıntılar vatandaştan sağlık sektörünün her kademesindeki çalışanları, direkt ya da dolaylı etkilediğine şahit oluyoruz.


Bağ-Kur-SSK ve Emekli Sandığı’nın birleşerek SGK yani Sosyal Güvenlik Kurumuna dönüşmesinden sonra artık tüm vatandaşlar ilaçlarının çoğunu, devlet tarafından karşılanarak eczanelerden alabiliyor buraya kadar her şey güzel ancak bazı ilaçların kurum tarafından vitamin gruplarının yanında bilhassa ithal ilaçların karşılanmaması vatandaşı dertlendirmektedir. Bu sorunların temelinde de maalesef  ülkemizde Milli ilaç politikasının olmamasıdır. Son zamanlarda ilaç fiyatları düşmüştür bu düşüş önce ecza depolarını sonra eczaneleri etkilemesine karşın, fiyatı düşmeyen ilaçların olması ile birlikte vatandaş mağdur olmuştur.


Peki ilaç fiyatları neden düşmüştür bu düşüş neyi baltalamıştır?



Şimdi böyle bir soru mu olur ne güzel fiyatlar düştü işte diyebiliriz ancak bunu ilaç ithalat ve ihracat rakamlarını öğrendiğimizde şaşkınlık yaşamakta ve el-insaf diyoruz, işte rakamlar yıllık ilaç ithalatı 5 milyar lira iken ihracatımız ise 595 milyon lira. [Türk Eczacılar Birliği]

3 Mayıs 2013 Cuma

Bieber hayranları biberin kilosunu bilir mi?


Geçtiğimiz gün ülkemize 19 yaşında tüm dünyada nam salmış bir şarkıcı,söz yazarı delikanlı geldi. Justin Bieber. Youtube’a koyduğu bir vidyo sonrası ünlü olduğunu biliyoruz, sonuçta eğitimli ya da alaylı da olsa ortada dünya gençliğinin hayran olduğu bir şarkıcı var.

Buraya kadar her şey normal, ancak söz konusu şahsın İstanbul’a  gelişinde yaşananlar hiç de normal değildi. Bunları okudunuz duydunuz biliyorsunuz kısaca özetlersem, pasaport kontrolünden geçmeden arabasına binmesi, polisimizin ayağına kadar gitmesi bunu yapan ne bir devletin başkanı ne de bir hasta. İşin en  can alıcı noktası Sabiha Gökçen hava limanında Justin Bieber’i karşılamaya gelen, onu görmek ona dokunmak isteyen ergenlik çağındaki gençlerin kendilerini heba edercesine ağlamaları-yakarmaları ortamı çığlıklarla inletmeleri.
Ona çiçek vermek isteyeninden tutun, imzasını almak öpmek isteyenine kadar. Bu gençlerin İngilizce bilip bilmediğini tartışacak değilim zaten aslolan müziktir ancak insan ne dinlediğini bilmeside güzel olur, her iksi birbirini tamamlayıcı unsurlardır. Hayır hiç alakası yok diyenlerde olabilir müzik sesi notalar kafidir diyenlere sadece şarkının lisanını bilmediği dil ile bir hakaret bir küfür çok güzel bir enstrüman sesi ile dile getirilirse o şarkıyı müziği güzel diyerek dillerde pelesenk olursa güzel olur mu sizce?

     



Benim içimi cız ettiren o ergenlerin, sınav kaygısı ile çarpık eğitim sistemleri ile gerçek bir ilim-kültür öğrenemediğini, örf-adet nedir, sanat nedir , milli duygular nedir tüm bu manevi değerlerden yoksun olduklarını düşünüyorum.
Kendi ülkelerinin müziklerini Türk Halk Müziği-Türk Sanat Müziği dinlerler, ki dinlemişlerdir de ancak bu öz değerlere sahip çıkmak bunu yaşatmak gerekmez mi,bunlara yobazlık-gericilik olarak bakanlar varsa Anadolu Rock ,klasik batı müziğine neden eski kafalı ya da çağ dışı olarak görürler ki?

Şimdi içinizden “Sende abarttın onlar daha genç, gençlik bir defa gelir hayatlarını yaşayacak” diyenler olabilir haklı olarak ama lütfen şunu unutmayın ki gençlik bir kere geliyor tıpkı bu dünyaya bir kere geldiğimiz gibi ve sonrasında bu manevi değerler olmadan yetişen toplum olduğumuzda biz çok üzüleceğiz.

Bugün bu ergenlerin pazara çıkmışlığı yoktur, Justin Bieber’i bilirler ama pazarda biberin kilosu kaça desen onu bilmezler kısaca hayatı-geçinmenin ne olduğunu bildiklerini sanmıyorum, ilerde üniversiteye gidince aileden gelecek paralar ile müsrif bir şekilde yaşam sürdürmeleri ise kaçınılmazdır.Aklaki ve manevi değerleri hiçe sayarak, her türlü kitabı okumayarak, araştırmayarak-sorgulamayarak hazır duydukları bilgilerle, ön yargıları olan bir toplum yetişmesine vesile olur. Okumak sadece liseyi-üniversiteyi bitirmek ya da bilmem ne sertifikasına sahip olmak olmamalı ne acı ülkemizde ki sistem bu hale getirse de insan kendisine yatırım yapmalı, bu konuyu Yunus Emre’nin sözü ile bitirmek istiyorum,

“İlim, ilim bilmektir,
İlim kendini bilmektir,
Sen kendini bilmezsen
İlim nice okumaktır”

15 Mart 2013 Cuma

BİR DESTANDIR ÇANAKKALE…


      Dünya tarihinde, Türk’lerin ilk ana yurdu olan Orta Asya bölgelerinden zamanla ve çeşitli sebeplere dayalı olarak göçler yapılmıştır. Önceleri ‘Gök Tanrı’ inancı hakim olan Türk’lerde zamanla tevhit inancını benimsemiş ve İslâmiyet’in gelmesi ile Araplarla kültürel ve politik iş birliklerine girişilmiş, Talas Savaşı(751) ile de İslâm’ı din olarak seçmişlerdir. Anadolu’ya geçiş süreci ise Müslüman –Türk kimliği ile 1071 yılında ‘Malazgirt Zaferi’ önderi Alparslan ile sağlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun kurulması ile Anadolu topraklarında geniş yer edinen Türk’ler nice fetih ve nice zaferlerle tarihe geçmiştir. İşte, bunlardan biri dünyanın en büyük ve bazı otoriterlerce ilk kara-deniz-hava harbi olarak kabul edilen ‘Çanakkale Savaşı’dır. Çanakkale Savaşı adına çok sayıda makâle, roman şiir yazılmış ve son dönmelerde de filmler, belgeseller çevrilmiştir.



Osmanlı İmparatorluğu son imparatorluk yıllarını esasen, o kadar iç ve dış baskılara, Allah(c.c.)’ın lütfuyla sağ-salim atlattığı o kadar suikaste rağmen 33 yıl gibi tahtta kalarak İttihat ve Terakki’nin  aşırı baskılarına dayanamayıp, devletin bekâsı için padişahlığı bırakan Sultan II.Abdülhamid Han döneminde yaşamıştır.I.Cihan harbini sezmiş olan Ulu Kâan mükemmel politikalar izlemiş,hilafet otoritesi ile Ortadoğu ve Asya’yı kısmen  himayesi altına alarak müttefiklik kurmuştur. Bu süre zarfından sonra takvimler 1914’ü gösterdiğinde ‘Enver-Cemâl-Tâlat’paşaların sayesinde I.Cihan harbine girilmişti. Çok güvenilerek ve kendinden emin olarak bu talihsiz savaşa sürüklenen Osmanlı Devlet’i halkı ve aydınları buna karşıydı. Çünkü savaşa hazır bir hali yoktu. Ama olan olmuştu artık. Kafkasya, Galiçya ve çeşitli cephelerde Osmanlı hüsrana uğruyordu. 1914 Ekim’ine gelindiğinde İngiliz’lerden kaçan Alman savaş gemilerine Osmanlı Devleti, Çanakkale boğazından geçmesine izin vermişti. İngiliz’lere yapılan açıklama ise;Daha önceden sipariş edilip, parası verilen ama İngiliz’ler tarafından teslim edilmeyen gemilerimize istinaden personeliyle birlikte gemiler Osmanlı himayesine geçirilmişti. Bu savaşın başlamasına sebep olmuştu artık. Almanlar ile müttefiklik sağlanmış, İngiltere ve manda devletleri Çanakkale’ye karadan, havadan ve denizden çıkarma yapmaya çalışıyorlardı. Baş komutanlığı Alman general Liman Van Sanders, yardımcılığını ise Albay Mustafa Kemâl yapıyordu.

31 Ocak 2013 Perşembe

Yerel Demokrasilerde Gençliğin Hakları

Türk Demokrasi Vakfı bünyesince Konya'da düzenlenecek olan  "Yerel Demokrasilerde Gençliğin  Hakları" adlı eğitim haberini alınca, heyecanlanmıştım. Çünkü ülkemizde ilkokuldan üniversiteye kadar çevre temizliği konusunu önce sokaklarımız,mahallemiz, sonra şehirlerimiz derken yurdumuzun temizliğini sağlamış oluruz anlayışı kazandırılmıştı.Aynı şekilde her türlü siyasi-sosyal ve sanayii bakımından kalkınmanın temellerinide yerelden başlatmanın ülke için olumlu sonuçlar doğurması muhtemeldir. Bu vesile ile bu eğitime giderken daha öncede Ankara'da düzenlenen  "Yerel Gençlik Politikaları" kadar verimli geçmesini temenni etmiştim ve gerçekten de güzel ve sıra dışı bir eğitim oldu.


Türk Demokrasi Vakfı'ndan Asuman Tongarlak, Filiz Ayseli, Orhan Salih Çubukçu ve Berat Ezel'in eğitmen olarak katıldıkları bu programa farklı disiplinlerde eğitim almış ya da almakta olan farklı şehirlerden gelen genç arkadaşlarla tanışmak ve onların da bu ülke için güzel olanı, iyi olanı farklı bakış açıları ile önermeleri son derece sevindirici olmakla birlikte ortak paydada buluşulan konu "demokrasi" ve "insan hakkı" kavramlarıydı.













Bu eğtimi aktif kılan en güzel şey ise saha çalışması yapmamızdı.Konya'nın çeşitli yerlerinde, vatandaşlar ile "insan hakkı" temalı röportaj ve anket çalışması oldukça keyifliydi, ancak üzücü tarafı şuydu ki; bu konularda vatandaşımlarımızn pek bilgisinin olmamasının yanında, bildiklerini söylemekten çekinme veya söyleyememe korkusunun olduğunuda gözlemledik.

Farklı eğitim metodları  ile bazı doğru bildiğimiz yanlışlarımızı ve bilmediklerimizi öğrenmenin ve bu bilgiler ışığında Türkiye'nin çeşitli kentlerinden gelen gençler olarak ikamet ettikleri yerlerde bu bilgileri nasıl paylaşabilirizi, neler yapabilirizi ve bu iki önemli kavramı toplumumuza nasıl anlatabilmenin fikirlerini paylaştık.




30 Eylül 2012 Pazar

BOB (Büyük Ortadoğu Baharı)


Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Merkezi Genç ORSAM bölümünde yayınlanan, BOB (Büyük Ortadoğu Baharı) başlıklı yazımın tam metni için lütfen buraya tıklayınız.


1 Mart 2012 Perşembe

Bölgesel Gençlik Çalıştaylarından Gençlik Şurasına

1980 askeri darbesi ile demokrasiye balta vurulan bu kutsal  Anadolu topraklarında yetişen nesil maalesef apolitik ve asosyal olduğu aşikar bir gerçektir.Gençlere ön yargı ile yaklaşan kamu ya da özek sektör temsilcileri daha yaşınız kaç,çok fırın ekmek yemeniz lazım diyerek tecrübe vurgusu yapmaktadırlar haklılık payı illaki vardır bu lafların ancak bu söylem gençleri hiç dinlememe,onlara söz hakkı vermeme avantajı sağlamaz.Aksine akıl yaşta değil baştadır atasözümüz çok manidardır.Tecrübe sahibi büyükler,geleceğin büyükleri olarak onlarla istişare ederek yeni fikirlerin alınması ve var olan sorunların çözümlenebilmesi için kapsamlı bir gençlik platformu kurulmalıdır.Bu düşünce artık devlet bazında da desteklenmekte ve ilk defa biz gençlere hitap eden bir bakanlık Gençlik&Spor Bakanlığı  kurulmuştur.Bakanlık il müdürlükleri bünyesince bölgesel bazda gençlik çalıştayları düzenlemiş ve düzenlemektedir.Bu çalıştaylardan biride 25-26 Şubat 2012 tarihlerinde Antalya Porto Bello otelde,   Isparta,Burdur,Denizli,Muğla ve Antalya şehirlerini kapsayan bölgesel gençlik çalıştayına orta öğretimden,üniversite öğrencilerine,işsiz gençlerden çalışan gençliğe kadar çok sesli bir katılım olmuştur.Gençliğin alt yapısı,sosyal hayatta gençlik,sağlık-spor ve çevre,etik ve insani değerler son olarak demokrasi ve  katılım bilinci konularında ayrı salonlarda oturumlar düzenlenmiş ve her oturum sonrası ortak bir fikirler yazılı hala getirilerek yetkili mercilere teslim edilmek üzere çalıştay verimli bir şekilde tamamlandı.Artık düşünen, araştıran,sorgulayan ve fanatikçe bir görüşe benimsenmeden vurmadan kırmadan ötekileştirmeyen bir gençlik var bunu geçen sene İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gençlik Meclisi tarafından organize edilen uluslararası gençlik şurasında da bizzat şahit oldum.Görüşler,uzmanlık alanları,hobileri ve fobileri farklı yüzlerce genç arkadaş kavga etmeden,hakarete başvurmadan çok seviyeli bir şekilde tartışma ortamı sağlanmıştı.İlki 1988 yılında gerçekleştirilen gençlik şurası  bu kez bakanlığın gerçekleştirdiği bölgesel çalıştaylar sonrası 2012 Mayıs ayında Ankara'da gerçekleştirilecek çıkacak kararların her görüşteki genç nüfusun ihtiyaç ve sorunlarına çözüm olmasını temenni ederim.

22 Ocak 2012 Pazar

Maden Mühendisleri Odası Genel Kurul-2012

Anayasal bir kuruluş olan odamız, Maden Mühendisleri odası 1954 yılından bu yana biz maden mühendislerinin haklarının savunucu, yasal mevzuatlarda maden mühendislerinin yeri ve söz konusu şartlarının iyileşitirilmesi gayesi ile çalışmayı gaye edinmiştir.Ancak bunca zaman zarfında ister istemez siyasi görüşler baskın olmuş ve bu siyasi düşünce veya ideolojilerin madencilik çatısı altında üyelerine ve kamuoyuna empoze edilmeye çalışılmıştır.Ancak şu da bir gerçektir ki, siyaset sadece meydanlarda ve parlementoda değildir, her sektörde siyaset vardı ve de olmalıdır ancak olaya kendi odamız açısından değerlenidirirsek burada 10 bini aşkın üyesi ve her yıl 1200 civarında yeni mezun maden mühendislerini  bünyesine katmaya çalışan odamız objektik,rasyonel olmalı ve fanatikçe,marjinalace davranmadan tüm üyelerinin ortak paydasında buluşulan bir siyasi çizgi ile hareket etmelidir.Şimdi ay sonunda genel kurulumuz olacak var olan yönetim ve ona muhalif yenilikçi grup olmak üzere iki liste ile gidilecek gibi gözüküyor seçimlere.Bu seçim sürecinde sağduyulu olmak gerekir yoksa eleştiri dozunu aşıp  hakarete varan söz ve eylemlerden kaçınılmalı,şucu-bucu denilerek (bunu var olan yönetimde ve yenilikçi grupta yapıyor maalesef) üyeler arasında ötekileştirici olmamak çok önemlidir.Demokrasinin gereği temsilin ne kadar çok olursa sonuçlarda  bir o kadar iyi olur.Burada işsiz maden mühendislerimizin,bayan mühendislerimizin, kamu ve özelde çalışan meslektaşlarımızın, ve son olarak meslektaş adaylarımızı lisans eğitimi haricinde sektöre hazırlamak adına oda-üniversite işbirliklerinin söz de değil özde olması arzumuzdur.Belki çok konuşuldu, tartışıldı teknik nezaretçilik ücretlerinden(havuz sistemi), oda aidatları, onay ücretleri vs. konular iyileştirilmelidir ivedi olarak.Burada asıl demek istediğim tüm saydıklarımın, yönetimde biz olmalıyız amacı ile oda yönetimine talip olan iki grubun stratejik bir planları nedir bunlar üyelere,melektaşlarımıza arz edilmelidir.Aksi takdirde bu seçim şucu-bucu  seçiminden başka bir seçime benzemiyecek şayet bu planlarını bizlerle paylaşmadıkça kim gelirse gelsin yönetime maalesef sıkıntılar devam eder.Hz.Mevlana gibi "Ne olursan ol gel"anlayışını  düstur edinerek meslektaşlarımız arasında ayrıştırıcı olmaktan ziyade kucaklayıcı bütünleştiri birleştirici olunmalıdır.Çamur at izi kalsın politikası bizlere yakışmaz, bu genel kurulda Van'dan İzmir'e, Sinop'tan Hatay'a kadar tüm Anadolumuzda işsiz ya da çalışan tüm maden mühendislerinin şubeleri ya da Ankara'daki seçimlere kesinlikle katılmalıdırlar.Odamız bu konuda şu an maddi bakımından destek olacağını açıklamıştır ancak sıkıntı şudurki madenbis sistemine hiç girmemiş meslektaşlarımız nerede oy kullanacağını bilmiyor,bunlar güncellenerek ivedi olarak çözüm bulunmalıdır.Son olarak anayasal kurluş olan odamız şimdiye kadar tüm siyasi düşünceyi temsil eden hükümetleri görmüştür onlara görüş-öneri sunulmuş ve çalışma fırsatları doğmuştur.Kimse demesinki odamızın gücü bu kadar gerisi hükümetin takdiri demek abes olur, mazaret olur.En basitinden sendikalar(memur-işçi),Tabibler Birliği ya da TMMOB çatısı altındaki diğer mühendis odaları üyelerinin lehine bir çok karar çıkartmayı ve şartlarının iyileştirilmesini sağlamıştırlar.Kırmadan dökmeden,kavga etmeden,düşmanca kince yaklaşılmadan dostça kardeşce kucaklayıcı bir seçim olması temennisiyle, tüm meslektaşlarımızı kesinlikle oy kullanmaya davet ediyorum, genç,işsiz,bayan meslektaşlarımızada yönetimde yer verilmesi ya da temsil edilmesini arzuladığımı bir kez daha vurgulamak isterim.2012 Genel kurulumuzun önce biz maden mühendislerine ve vatana-millete hayırlı olmasını dilerim.Sevgi ve Saygı ile...