Pages

Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2023 Cumartesi

KAHRAMANMARAŞ DEPREMİ VE OHAL KAPSAMINDA BAZI MADEN RUHSATLARININ İPTALİ

DEPREM

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremi ile vefat edenlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar ve tüm milletimize başsağlığı diliyorum. Asrın felaketi maddi boyutta 10 şehrimizde olsa da manevi yıkım olarak tüm şehirlerimizi, ülkemizi etkiledi. Hepimiz üzüldük canımız yandı yakınlarını kaybedenler oldu, kurtulanlar oldu. Sosyal sorumlu, gönüllü aziz milletimiz yardımlarını esirgemedi. Milli birlik ve beraberliğin çok güzel örneklerine şahit olduk. Bu acı olay sonrası artık zemin etüdü, deprem dayanım testi, bina güçlendirme, deprem yönetmeliğine kağıt üzerinde değil bina üzerinde de uyulup uyulmadığı gibi konuları çok tartışıp bilinçleneceğimizi umut ediyorum. Ayrıca iş güvenliği başta olmak üzere formalite kavramının hayatımızdan çıkıp dürüstlük ve ahlakın daha yaygın olmasını liyakatli işin ehli kişi ve kurumların daha çok görev almasını arzuluyor her vatandaşımız.




MADENCİLER VE GÖNÜLLÜLER

Yine bu süreçde gözü kara olan değerli emekçilerimiz madencilerimiz kendi canlarının derdine düşmeden her türlü enkazlara girip domuz damı gibi tahkimatlar oluşturarak nice canlar kurtardılar. AFAD, AHBAP, ACAR, İHH olsun tüm kamu ve sivil toplum kuruluşlarının  arama-kurtarma ekipleri, gönüllüleri, hiç kimseden talimat almadan virabismillah deyip bölgeye giden bir işin ucundan ben de tutayım yardım edeyim diyen sivil vatandaşlarımız gönüllülerimiz yedi bölgeden akın ettiler. Ülke sınırları dışından da arama kurtarma ve yardıma gelen ülkeler oldu. Can Azerbaycan halkı ise en erken yardıma yetişenlerdendi. Hepsine milyon kez teşekkür ederiz.

OHAL VE MADEN RUHSATLARI

Deprem sonrası 10 ilimizi kapsayacak şekilde olağanüstü hal ilan edilmişti. OHAL Kapsamında Yerleşme ve Yapılaşmaya İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi de 24 Şubat 2023 tarihinde 32114 sayılı Resmi Gazetede yayınlandı. Madencilik bakımından alınan şu kararlar dikkat çekti. Maden Kanunu'nun 30'uncu maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında düzenlenen ara ve uç ürün üretme şartlı ihalelere ilişkin ruhsatlar hariç olmak üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca belirlenen geçici veya kesin iskan alanlarına denk gelen maden ruhsat sahalarının girişimli kısmı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının kararı ile karar tarihinden itibaren maden ruhsat sahasından resen taksir edilmiş sayılacak. Geçici veya kesin iskan alanının ruhsatın tamamını kapsaması halinde ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının kararı ile karar tarihinden itibaren maden ruhsatı resen iptal edilmiş sayılacak. Birinci fıkrada belirtilen alanlarda, kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlardan uygulamaya dahil edilecek olanlar ile özel mülkiyete tabi diğer bütün taşınmazlar için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından ilgisine göre devir veya acele kamulaştırma kararı alınabilecek. İlgili Resmi Gazeteye erişmek için lütfen
tıklayınız.

21 Şubat 2016 Pazar

Kağıttan İş Güvenliği

İş Güvenliği ve İşçi Sağlığı

Ülkemizde daha düne kadar çoğu üniversitelerin mühendislik ve mimarlık fakültelerinde iş güvenliği dersi ya yoktu, ya da seçmeli ders durumundaydı. Soma faciası sonrası 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanunu ve ilgili yönetmeliklerin daha çok gündeme gelmesi ve ÇSGB tarafından yapılan iş güvenliği uzmanlığı sınavlarına mühendislik disiplinleri haricinde hemen hemen tüm lisans mezunlarına da, sınava girme hakkı tanınması ve başarılı olanların kısa adıyla İSG Uzmanı olduğu şu yıllarda; kaza sayılarının, yaralanma ve ölüm oranlarının azalmasının aksine artması herkesi üzmektedir. (Kaynak:SGK İstatistikleri-2015)

Peki bunca uzman var iken sektörde, neden ve niçin kazalar olmakta veya kazalar engellenememekte? 

Bu soruların cevabını ararken niyetimiz asla bir kurum, kuruluş hatta şahıs veya meslek grubu olmamalı. Herkesin yani sektör çalışanlarının işçisinden, mühendisine, muhasebecisinden, patronununa kadar herkesin vicdani sorumluluk hisleriyle özeleştiri yapıp yeni kazaların olmamasının önüne geçmeli, öngörülemeyen kazaların ise çok küçük zararlarlar ile can kaybı olmadan atlatılması için çalışmak gerek. Çalışmak sadece para kazandırırken para kazanmak veya çok fazla üretim yapıp çok hızlı satmak gibi maddiyatcı bir yaklaşım asla olmamalıdır. 

Ortak sağlık ve güvenlik birimleri, dürüst çalışıyor mu?

Yukarıda bahsi geçen kanun ve yönetmeliklerin çıkmasıyla, iş güvenliği artık bir sektör haline gelmiş, konu ile uzaktan yakından ilgisi olmayan ancak yastık altında üç-beş parası olanların bu işte para var zihniyeti ile açılan ortak sağlık güvenlik birimleri yani osgbler çiğ köfte sektörü ile yarışmaktalar. Mantar gibi çoğalan bu osgbler, bulunduğu şehir ve komşu şehirlerde hizmet vermekteler ancak iş kazalarında ciddi azalma yoktur. Fazla iş almak, fazla referans göstermek adına asıl iş olan işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu ikinci planda olduğu maalesef görülmektedir. Bu bilgiler bizzat ÇSGB müfettişlerinin yanında sektör çalışanlarınında yakındığı bir konudur. Firma ziyaretleri yapılmadan yapılsa bile sadece çay içilip kırtasiyecilik yapıp ayrılmak son derece yanlıştır. Kağıtlarda  ve bilgisayar dosyalarında sınırlandırılan iş güvenliği zihniyeti, bir çalışanın "bana bişey olmaz" zihniyeti ile aynıdır ve sonu malumdur. Asgari hizmet bedellerinin dışına çıkılıp, sürümden kazanmak adına daha çok müşteri bağlamak ve daha düşük personel çalıştırmak gibi tamamen duygusal(!) yaklaşan hırslı osgbler maalesef ülkemizde iş güvenliği bilincini yerle bir etmektedir. İşini doğru dürüst yapan osgb ve iş güvenliği uzmanlarını ve iş yeri hekimlerini tenzih ederim ancak 81 ilimizi baz aldığımızda maalesef bu oran çok azdır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ne yapmalı?

Mantar gibi çoğalan OSGBlere bir düzenleme gereklidir. Bu düzenleme osgb açılışından çalışma sistemine kadar herşeyi kapsamalıdır ancak kısaca özetlersek ve en çok problemlere örnek şunlardır.
OSGB açma kriterleri yeniden düzenlenmeli ve çalıştırılan personelin SGK meslek kodlarına göre maaş ve sigorta pirimleri düzenli takip edilmeli ve denetlenmelidir. 
Hizmet verdiği firmalar da düzenli denetlenmelidir. Firmalar ansızın çat kapı denetlenmeli, karşılaşılan olumsuzluklarda gerekli müeyyideler uygulanmalıdır.
İş güvenliği uzmanlarının sektöre göre uygunluğu iyi ayırt edilmelidir.(gıda mühendisi-inşaat sektörü gibi)
İş güvenliği uzmanları, günah keçisi gibi lansedilmemelidir. 
Psikolojik baskıya maruz kalan iş güvenliği uzmanları, maaşlarını kamu-özel sektör ortaklığındaki bir fondan, almalıdır böylece daha realist ve objektif değerlendirmelerde bulunur. Özgürce ve işten kovulma riski taşımadan çalışabilmeldir.
Usülsüzlük ve eksikliklerin giderilmesi için uyarıların ve yaptırımların caydırıcı olması gereklidir.

İş Güvenliği bir sosyal sorumluluktur

İş güvenliği ve işçi sağlığı, az tehlikeli sınıftan çok tehlikeli sınıfa kadar, kamu ve özel ayırt edilmeden kağıt üstünde göstermelik eğitim ve risk analizlerin yapılmadığı, iş güvenliğinin gereksiz bir maliyet gibi görülmediği, ana okuldan liseye kadar bu eğitimlerin verildiği, yasa ve yönetmeliklerin uygulandığı bir politikanın izlenilmesi temennisiyle herkese kazasız çalışmalar dilerim. 

Unutmayalım iş güvenliği sosyal ve vicdani bir sorumluluktur.



14 Şubat 2015 Cumartesi

Milli İlaç Politikası

“Halk icinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet-i cihanda bir nefes sıhhat gibi” diyen Kanun-i Sultan Süleyman’ın torunları olan bu Anadolu topraklarındaki milletimizin daha iyi bir sağlık hizmeti alması için sağlık politikasındaki son icraatlar ve değişimler, beraberinde yeni sıkıntılar getirdiğine  ve  bu sıkıntılar vatandaştan sağlık sektörünün her kademesindeki çalışanları, direkt ya da dolaylı etkilediğine şahit oluyoruz.


Bağ-Kur-SSK ve Emekli Sandığı’nın birleşerek SGK yani Sosyal Güvenlik Kurumuna dönüşmesinden sonra artık tüm vatandaşlar ilaçlarının çoğunu, devlet tarafından karşılanarak eczanelerden alabiliyor buraya kadar her şey güzel ancak bazı ilaçların kurum tarafından vitamin gruplarının yanında bilhassa ithal ilaçların karşılanmaması vatandaşı dertlendirmektedir. Bu sorunların temelinde de maalesef  ülkemizde Milli ilaç politikasının olmamasıdır. Son zamanlarda ilaç fiyatları düşmüştür bu düşüş önce ecza depolarını sonra eczaneleri etkilemesine karşın, fiyatı düşmeyen ilaçların olması ile birlikte vatandaş mağdur olmuştur.


Peki ilaç fiyatları neden düşmüştür bu düşüş neyi baltalamıştır?



Şimdi böyle bir soru mu olur ne güzel fiyatlar düştü işte diyebiliriz ancak bunu ilaç ithalat ve ihracat rakamlarını öğrendiğimizde şaşkınlık yaşamakta ve el-insaf diyoruz, işte rakamlar yıllık ilaç ithalatı 5 milyar lira iken ihracatımız ise 595 milyon lira. [Türk Eczacılar Birliği]

27 Haziran 2014 Cuma

İster kör deyin, ister görme engelli ama bir saat karanlıkta kalın!.. (Karanlıkta Diyalog)

Geçen gün TACSO ve TÜSEV ortaklığında Galata Salt'da Sosyal Girişimcilik: Sosyal İçerme ve Sürdürülebilir Toplumsal Gelişme Olanakları Konferansı vardı. Birbirinden değişik, çılgın sosyal girişimcilerin yanında konferansta yapmış oldukları sosyal sorumluluk projelerini bizlerle paylaşan yerli ve yabancı panelistlerin katılımı ile gerçekleşti. Tüm panelistlerin ayrı ayrı bir hikayesi vardı ancak başlıktan da anlayacağınız üzere beni en çok etkileyen ve bu zamana kadar neden duymadım diye özeleştiri yaptığım bir sosyal girişimden bahsedeceğim size: Karanlıkta Diyalog (Dialogue in the Dark)

Karanlıkta Diyalog’un kurucusu Andreas Heinecke ve bu güzel projeyi ülkemize getiren, ve konferansta bizlerle paylaşan Hakan Elbir

İstanbul Gayrettepe metro istasyonunda yer alan bu sergi alanı bir saatlik kapkaranlık bir yere girip orada görme engelli insanların şehir hayatında ne hissettiği, nasıl zorluklar yaşadığını kısaca körlüğün ne demek olduğunu az da olsa görme engelli olmayan insanlara anlatabiliyor.

Merdivenlerden inip-çıkmak, vapura binmek, trafikte karşıdan karşıya geçmek, tramvaya inip-binmek, uçağa binmek, sinemaya gitmek ve pazarda alış-veriş yapmak gibi kısaca günlük hayatta ne varsa onu bir saatlik sürede karanlık bölgede bizlere sunuyorlar. Herşeyi ayrıntılı anlatmaktansa gidip deneyim edinmenizi istiyorum gerçekten. Hani klişe laf vardır ya, anlatılmaz yaşanır diye,işte bu da tam öyle.

15 Mart 2013 Cuma

BİR DESTANDIR ÇANAKKALE…


      Dünya tarihinde, Türk’lerin ilk ana yurdu olan Orta Asya bölgelerinden zamanla ve çeşitli sebeplere dayalı olarak göçler yapılmıştır. Önceleri ‘Gök Tanrı’ inancı hakim olan Türk’lerde zamanla tevhit inancını benimsemiş ve İslâmiyet’in gelmesi ile Araplarla kültürel ve politik iş birliklerine girişilmiş, Talas Savaşı(751) ile de İslâm’ı din olarak seçmişlerdir. Anadolu’ya geçiş süreci ise Müslüman –Türk kimliği ile 1071 yılında ‘Malazgirt Zaferi’ önderi Alparslan ile sağlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun kurulması ile Anadolu topraklarında geniş yer edinen Türk’ler nice fetih ve nice zaferlerle tarihe geçmiştir. İşte, bunlardan biri dünyanın en büyük ve bazı otoriterlerce ilk kara-deniz-hava harbi olarak kabul edilen ‘Çanakkale Savaşı’dır. Çanakkale Savaşı adına çok sayıda makâle, roman şiir yazılmış ve son dönmelerde de filmler, belgeseller çevrilmiştir.



Osmanlı İmparatorluğu son imparatorluk yıllarını esasen, o kadar iç ve dış baskılara, Allah(c.c.)’ın lütfuyla sağ-salim atlattığı o kadar suikaste rağmen 33 yıl gibi tahtta kalarak İttihat ve Terakki’nin  aşırı baskılarına dayanamayıp, devletin bekâsı için padişahlığı bırakan Sultan II.Abdülhamid Han döneminde yaşamıştır.I.Cihan harbini sezmiş olan Ulu Kâan mükemmel politikalar izlemiş,hilafet otoritesi ile Ortadoğu ve Asya’yı kısmen  himayesi altına alarak müttefiklik kurmuştur. Bu süre zarfından sonra takvimler 1914’ü gösterdiğinde ‘Enver-Cemâl-Tâlat’paşaların sayesinde I.Cihan harbine girilmişti. Çok güvenilerek ve kendinden emin olarak bu talihsiz savaşa sürüklenen Osmanlı Devlet’i halkı ve aydınları buna karşıydı. Çünkü savaşa hazır bir hali yoktu. Ama olan olmuştu artık. Kafkasya, Galiçya ve çeşitli cephelerde Osmanlı hüsrana uğruyordu. 1914 Ekim’ine gelindiğinde İngiliz’lerden kaçan Alman savaş gemilerine Osmanlı Devleti, Çanakkale boğazından geçmesine izin vermişti. İngiliz’lere yapılan açıklama ise;Daha önceden sipariş edilip, parası verilen ama İngiliz’ler tarafından teslim edilmeyen gemilerimize istinaden personeliyle birlikte gemiler Osmanlı himayesine geçirilmişti. Bu savaşın başlamasına sebep olmuştu artık. Almanlar ile müttefiklik sağlanmış, İngiltere ve manda devletleri Çanakkale’ye karadan, havadan ve denizden çıkarma yapmaya çalışıyorlardı. Baş komutanlığı Alman general Liman Van Sanders, yardımcılığını ise Albay Mustafa Kemâl yapıyordu.

30 Eylül 2012 Pazar

BOB (Büyük Ortadoğu Baharı)


Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Merkezi Genç ORSAM bölümünde yayınlanan, BOB (Büyük Ortadoğu Baharı) başlıklı yazımın tam metni için lütfen buraya tıklayınız.


28 Mayıs 2012 Pazartesi

İstanbul'sun Sen İstanbul



Yoktur bir eşin daha bu alemde,
Dalgalı 
denizin maviliği her yerde.
Buram buram tarih kokarsın,
Herkesi hayrete bırakırsın.
İstanbul'sun sen İstanbul.

Bakarım ferahla boğaza Çamlıca'dan,
Arınırım, sıkıntılardan kederden.
Konstantinos,İslambol,Stanbol,
Fatih'le oldun sen İstanbul.
İstanbul'sun sen İstanbul.

Dolmabahçe hüzünlü gözlerle bekler Ata'mı,
Ondokuz mayısla anar o bilge insanı.
Zebur,Tevrat,İncil ve Kur'an,
İstanbul'da buluşur üç din herzaman.
İstanbul'sun sen İstanbul.

Galata köprüsünde beklerim oltamla balıkları,
Simitime bakar İstanbul'un martıları.
Dimitris ile, Hasan Ağa ile kaynaşır Burgaz Ada,
Barış Manço ile anılır Moda.
İstanbul'sun sen İstanbul.

Beyoğlu,Eyüp,Haliç,
Herbiri ayrı sevinç.
Karacaahmet,Zincirlikuyu,
İstanbul'u yukarıdan izleyenlerin ordadır ruhu.
İstanbul'sun sen İstanbul.

Aziz Mahmud Hüdayi hazretlerini ziyaret edersin,
Şemsi Paşa kıyılarında gezersin.
Harikasın o kadar,
İstanbul'un gözbebeği Üsküdar.
İstanbul'sun sen İstanbul.

Şahesersin sen Ayasofya,
Gizemini çözemedik senin daha.
Koca Sinan yaptı Süleymaniye'yi,
Sultan Abdülhamid kurdu Hamidiye'yi.
İstanbul'sun sen İstanbul.

Yedi harikaymış,on harikaymış bunlar bahane,
İstanbul insanoğlunun gönlünde şahane.
Dünyanın incisisin sen,
Aşığım sana ben.
İstanbul'sun sen İstanbul.

Mustafa PEKTAŞ

1 Mart 2012 Perşembe

Bölgesel Gençlik Çalıştaylarından Gençlik Şurasına

1980 askeri darbesi ile demokrasiye balta vurulan bu kutsal  Anadolu topraklarında yetişen nesil maalesef apolitik ve asosyal olduğu aşikar bir gerçektir.Gençlere ön yargı ile yaklaşan kamu ya da özek sektör temsilcileri daha yaşınız kaç,çok fırın ekmek yemeniz lazım diyerek tecrübe vurgusu yapmaktadırlar haklılık payı illaki vardır bu lafların ancak bu söylem gençleri hiç dinlememe,onlara söz hakkı vermeme avantajı sağlamaz.Aksine akıl yaşta değil baştadır atasözümüz çok manidardır.Tecrübe sahibi büyükler,geleceğin büyükleri olarak onlarla istişare ederek yeni fikirlerin alınması ve var olan sorunların çözümlenebilmesi için kapsamlı bir gençlik platformu kurulmalıdır.Bu düşünce artık devlet bazında da desteklenmekte ve ilk defa biz gençlere hitap eden bir bakanlık Gençlik&Spor Bakanlığı  kurulmuştur.Bakanlık il müdürlükleri bünyesince bölgesel bazda gençlik çalıştayları düzenlemiş ve düzenlemektedir.Bu çalıştaylardan biride 25-26 Şubat 2012 tarihlerinde Antalya Porto Bello otelde,   Isparta,Burdur,Denizli,Muğla ve Antalya şehirlerini kapsayan bölgesel gençlik çalıştayına orta öğretimden,üniversite öğrencilerine,işsiz gençlerden çalışan gençliğe kadar çok sesli bir katılım olmuştur.Gençliğin alt yapısı,sosyal hayatta gençlik,sağlık-spor ve çevre,etik ve insani değerler son olarak demokrasi ve  katılım bilinci konularında ayrı salonlarda oturumlar düzenlenmiş ve her oturum sonrası ortak bir fikirler yazılı hala getirilerek yetkili mercilere teslim edilmek üzere çalıştay verimli bir şekilde tamamlandı.Artık düşünen, araştıran,sorgulayan ve fanatikçe bir görüşe benimsenmeden vurmadan kırmadan ötekileştirmeyen bir gençlik var bunu geçen sene İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gençlik Meclisi tarafından organize edilen uluslararası gençlik şurasında da bizzat şahit oldum.Görüşler,uzmanlık alanları,hobileri ve fobileri farklı yüzlerce genç arkadaş kavga etmeden,hakarete başvurmadan çok seviyeli bir şekilde tartışma ortamı sağlanmıştı.İlki 1988 yılında gerçekleştirilen gençlik şurası  bu kez bakanlığın gerçekleştirdiği bölgesel çalıştaylar sonrası 2012 Mayıs ayında Ankara'da gerçekleştirilecek çıkacak kararların her görüşteki genç nüfusun ihtiyaç ve sorunlarına çözüm olmasını temenni ederim.